“Hindistan, Cammu ve Keşmir’de uluslararası hukuku ihlal ediyor” — Ahmet Şairoğlu AGİT Viyana toplantısında konuştu


3 Haziran’da Avusturya’nın başkenti Viyana’da AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi ile AGİT’in Finlandiya dönem başkanlığı tarafından düzenlenen “hoşgörü ve ayrımcılık” konulu iki günlük toplantı devam etti.

57 ülkenin büyükelçileri, diplomatları ve resmi temsilcilerinin katıldığı etkinlikte, AGİT bölgesinde sivil toplumun korunması, insan hakları savunucularının çalışmaları, barışçıl toplanma özgürlüğünün sağlanması ve bu alandaki mevcut zorluklar tartışıldı.

Toplantıya katılan Azerbaycan Demokrasi ve İnsan Hakları Enstitüsü Başkanı ve insan hakları savunucusu Ahmet Şairoğlu, panel görüşmelerinde Güney Asya bölgesinde yaşanan ağır insan hakları ihlallerine dikkat çekti.

Ahmet Şairoğlu, konuşmasında dünyada giderek artan hoşgörüsüzlük ve ayrımcılık vakalarının yalnızca bir ülkenin veya bölgenin sorunu olmadığını, tüm dünya için ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Dinî ve etnik temelli şiddet, ayrımcılık ve insan hakları ihlalleri nedeniyle milyonlarca insanın topraklarını terk etmek zorunda kaldığını ifade etti.

Hindistan’ı sert bir dille eleştiren insan hakları savunucusu, Güney Asya’daki Cammu ve Keşmir bölgesinde yaşanan sistematik hak ihlallerini gündeme getirdi. Hindistan hükümetinin yıllardır bölgedeki Müslüman halka askeri baskı ve etnik-dinî ayrımcılık politikası uyguladığını belirtti. Ahmet Şairoğlu, 1989’dan bu yana 96 bin insanın öldürüldüğünü, 175 bin sivilin hapsedildiğini ve binlerce kadının şiddete uğradığını aktardı.

Ayrıca, Hindistan’ın 2019 yılında Cammu ve Keşmir’in özel statüsünü kaldırması ve bölgedeki demografik yapıyı değiştirme girişimlerinin uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını açıkça ihlal ettiğini vurguladı.

Ahmet Şairoğlu, Hindistan’ın bu politikasının sadece bölgesel barış ve güvenliğe değil, aynı zamanda dinler ve kültürler arası diyalogun gelişimine de ciddi şekilde engel olduğunu ifade etti. Bu tür durumlara uluslararası kuruluşların ve insan hakları kurumlarının zamanında tepki vermesi ve hoşgörüsüzlük ile ayrımcılığın önüne geçmek için dinler ve kültürler arası iş birliğini güçlendirmesi gerektiğini belirtti.

Son olarak, hoşgörüsüzlük ve ayrımcılıkla mücadelenin küresel bir sorun olduğunu ve hiçbir uluslararası platformun bu meseleye kayıtsız kalmaması gerektiğini vurguladı.