Polonya’nın başkenti Varşova’da AGİT İnsan Hakları Konferansı (HDIM 2026) çalışmalarını sürdürüyor. 5-15 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen önemli etkinliğe AGİT’in 57 katılımcı devletinden diplomatlar, insan hakları savunucuları, gazeteciler ve uluslararası kuruluşların temsilcileri katılıyor.
Konferansta insan hakları, temel özgürlükler, seçim süreçleri, demokrasi, çatışmalar, uluslararası güvenlik ve barış konuları kapsamlı şekilde ele alınıyor.
6 Ekim’de düzenlenen genel oturumun ikinci paneli “Hukukun Üstünlüğü” konusuna ayrıldı. Panelde işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezaların önlenmesi, ölüm cezasının kaldırılması ve terörizmle mücadele sırasında insan haklarının korunması konuları ele alındı.
Etkinlikte konuşan Azerbaycan Demokrasi ve İnsan Hakları Enstitüsü Başkanı ve insan hakları savunucusu Ahmet Şairoğlu, öncelikle Ermenistan’dan bir konuşmacının dile getirdiği revizyonist görüşlere yanıt verdi. Şairoğlu, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış sürecinin başarıyla devam ettiğini vurgulayarak, böyle uluslararası bir platformda revizyonist söylemlerin barış sürecine zarar vermemesi gerektiğini ifade etti.
Ahmet Şairoğlu daha sonra panelin ana gündemine uygun olarak terörizmle mücadele ve insan haklarının korunması konularına değindi. Terörizmle mücadelenin işkence, hukuksuz tutuklamalar, yargısız cezalandırma ve diğer temel hak ihlalleri için gerekçe haline getirilmemesi gerektiğini belirten Şairoğlu, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ilkelerinin siyasi koşullardan bağımsız olarak tutarlı biçimde uygulanmasının önemini vurguladı.
Konuşmasında Cammu ve Keşmir meselesine de değinen Şairoğlu, bölgede insan hakları konusunda yaşanan endişelerin dikkate alınması gerektiğini belirtti. Pakistan’ın terörizmle mücadelede ağır bedeller ödediğine dikkat çeken Şairoğlu, ülkenin meşru güvenlik kaygılarının da uluslararası toplum tarafından dikkate alınması gerektiğini söyledi.
İnsan hakları savunucusu ayrıca Hindistan’ın, İndus Nehri havzasındaki su kaynaklarının paylaşımını düzenleyen İndus Suları Anlaşması konusundaki tek taraflı tutumuna dikkat çekti. Milyonlarca insanın yaşamını ve geçimini doğrudan etkileyen su kaynaklarının siyasi baskı aracı haline getirilmemesi gerektiğini belirten Şairoğlu, bu tür meselelerin uluslararası hukuk ve mevcut anlaşmalar çerçevesinde çözülmesi gerektiğini ifade etti.
Ahmet Şairoğlu, son günlerde Pakistan ile Afganistan arasında artan gerilime de dikkat çekti. Terör örgütlerinin komşu ülkelere yönelik faaliyetleri için herhangi bir devletin topraklarını kullanmasına izin verilmemesi gerektiğini belirten Şairoğlu, terörle mücadele kapsamında atılan tüm adımların uluslararası hukuka ve sivillerin korunması ilkelerine uygun olması gerektiğini söyledi. Şairoğlu, taraflara gerilimin daha fazla tırmanmasını önlemek amacıyla diyalog ve bölgesel iş birliği çağrısında bulundu.
Ahmet Şairoğlu, Pakistan ve Hindistan’ın AGİT’e katılımcı devletler olmamasına rağmen insan güvenliği ve uluslararası istikrarın coğrafi sınırlarla sınırlı olmadığını vurguladı. Pakistan ve Hindistan gibi iki nükleer güç arasında yaşanabilecek geniş çaplı bir çatışmanın yalnızca Güney Asya için değil, uluslararası güvenlik ve Avrupa’nın istikrarı açısından da ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
Şairoğlu, “İki nükleer güç arasında yaşanabilecek ciddi bir askeri tırmanma büyük bir insani krize, kitlesel göçlere, uluslararası ticaretin ve enerji güzergâhlarının aksamasına yol açabilir. Böyle bir krizin etkileri Güney Asya’nın çok ötesine, Avrupa’ya kadar ulaşabilir” dedi.
Ahmet Şairoğlu ayrıca İran çevresindeki gerilim, Hürmüz Boğazı’na ilişkin riskler ve Babülmendep bölgesindeki güvenlik sorunlarının artık yalnızca bölgesel meseleler olmadığını ifade etti. Bu bölgelerde yaşanabilecek güvenlik krizlerinin enerji arzını, uluslararası ticareti ve deniz güvenliğini etkileyerek Avrupa’nın güvenliği üzerinde de doğrudan sonuçlar yaratabileceğini söyledi.
“Bu nedenle AGİT bölgesi dışında meydana gelen gelişmelerin, AGİT katılımcı devletlerinin güvenliği ve insan hakları üzerindeki olası etkilerini de dikkate almalıyız. İnsan güvenliği coğrafi sınırlarla sınırlı değildir” diyen Şairoğlu, konuşmasının sonunda hukukun üstünlüğüne bağlı kalınması, sivillerin korunması, işkence ve diğer insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve güvenlik sorunlarının insan hakları pahasına çözülmemesi çağrısında bulundu.






